Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali
Mirasçı Atanması ve Belirli Mal Vasiyeti
Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali
Mirasçı Atanması ve Belirli Mal Vasiyeti

Ölüme Bağlı Tasarruflar

Ölüme bağlı tasarruflar şu kapsamdadır;

·        Maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar

·        Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar

–         Vasiyetname

–         Miras sözleşmesi

A- Maddi Anlamda Ölüme Bağlı Tasarruflar

Maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar içerik beyanlarıdır. Yine burada belirli mal vasiyetinin yapılması, mirasçı atamaları ve vekaletname ya da miras sözleşmesi bunun içerisinde yer almaktadır.

Yasal miras paylarının kimlere ne oranda paylaştırılacağının önemli olduğu bir diğer nokta da ölüme bağlı tasarruflarda ortaya çıkmaktadır. Bir kimse mirasına ilişkin söz söylememiş olsa da otomatik olarak mirası paylaştırılacak yöntem, kanun tarafından gösterilen yasal mirasçı kimse, onlar ne oranda pay alacaklarsa ona göre belirlenecektir. Mirasbırakanın vefatında sağ olan kan hısımları, eşi, evlatlığı ve bu kişilerin bulunmadığı durumlarda devlet, mirasbırakanın yasal mirasçılarıdır.

Yasal mirasçılar haricinde bir de mirasbırakan kişi vefatından sonra malvarlığı üzerindeki birtakım değerler üzerinde kendisi söz söyleyebilmektedir. Dolayısıyla yasal mirasçılık dışında kanunumuzun kabul ettiği iradi mirasçılık da söz konusudur. Bu iradi kavramında mirasbırakanın iradesi anlaşılmaktadır. Yani mirasbırakan vefatı halinde kendisine ait bir malvarlığının nasıl paylaşılacağına ilişkin bir söz söylemek istiyorsa, bunu ölüme bağlı tasarruflar dediğimiz kurallar dahilinde yapmalıdır. Bu işlemler ölümden sonra hüküm ifade edeceği için bunlara ölüme bağlı tasarruflar denilmektedir.

Hukuki işlemler iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar, sağlar arasında hukuki işlemler ve bir diğeri de ölüme bağlı hukuki işlemlerdir. Ölüme bağlı hukuki işlemler tasarrufta bulunan kimsenin ölümü ile başlamaktadır.

Yasal mirasçılar ile ölüme bağlı tasarruflar aynı anda olabilmektedir. Yani aynı zamanda mirasbırakanın yasal mirasçıları da bulunmaktadır ve mirasbırakan sadece bir vasiyetname düzenleyerek tek bir malı üzerinde bir söz söylemiş olabilir. Burada sadece malvarlığına ilişkin değerler ile ilgili değil, kendi kişilik haklarıyla ilgili olarak veya örneğin bir çocuğunun tanınmasına ilişkin ya da cenazesinin nasıl gömüleceğine ilişkin birtakım başka şeyler hakkında da söz söyleme hakkına sahiptir.

İradi miras kısmında dikkat edilecek bir diğer önemli nokta, miras bırakanın arzu ve istekleridir. Yasal mirasçılar kanunda belirlenmiştir. İradi mirasçılıkta bundan farklı olarak mirasbırakanın kendisi, kendi arzu ve istekleri doğrultusunda hareket edecektir.

Bazı durumlarda yasal mirasçılar kendi miras paylarını alabileceklerdir çünkü mirasbırakanın malvarlığı buna yetecektir. Ancak bazı durumlarda mirasbırakan malvarlığı üzerinde o kadar büyük bir söz söylemiş olacak ki sayılan payların hiçbirini yasal mirasçılara geçirilememe ihtimali doğacaktır. Böyle bir durumda, bu saydığımız yasal miras paylarının bir kısmı kırpılarak, saklı pay haline gelecektir. Eş, çocuk, ana ve baba saklı pay hakkına haizdirler. Ancak 2007 yılında getirilen değişiklik uyarınca,  kardeşler saklı paya hak kazanamamaktadırlar.

Saklı paylı mirasçılar yasal mirasçılardan farklı olarak, mirastan saklı paylarını yani yasal miras paylarının da yine belirli bir oranda kısaltılmış halini alacaklardır. Onun dışında kalan bütün tereke üzerinde mirasbırakan serbestçe tasarruf edebilecektir.

Ölüm dediğimiz şey, ölüme bağlı tasarruf söz konusu olduğunda zorunlu ve gerekli bir unsurdur. Bu noktada miras bırakanın arzu ve istekleri yani iradesi devreye girecektir. Malvarlığı üzerinde terekesi üzerinde birtakım sözler söyleyecektir. Miras bırakanın bunları kendi arzu ve isteklerine göre yapması, mirasçılarına ve malvarlığına ilişkin olarak düzenlemeleri yapması biçimi, bu hukuki işlemi yapma iradesini açığa çıkarmasıyla olacaktır.

B- Şekli Anlamda Ölüme Bağlı Tasarruflar

Mirasbırakan, ölümünden sonraki iradesini ortaya çıkartırken bir şekle uymak zorundadır. Bu şekil kanun tarafından belirlenmektedir. Mirasbırakanın şekli anlamda ölüme bağlı tasarrufları iki şekilde gerçekleşmektedir;

·        Vasiyetname

·        Miras sözleşmesi

 Burada önemli olan nokta mirasbırakanın ölümünden sonra hüküm ifade etmesini istediği iradesinin açığa çıkış noktasıdır. Bu bakımdan şekli anlamda ölüme bağlı tasarrufları sınıflandırdığımızda karşımıza vasiyetname ve miras sözleşmesi çıkmaktadır.

1- Vasiyetname

Vasiyetname ve miras sözleşmesi arasında belirgin bir fark bulunmaktadır. Miras sözleşmesinde iki tarafın da açık iradesi gerekirken, vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir. Vasiyetname bu bakımdan karşı tarafa yöneltilmesi gerekmeyen bir irade beyanıdır. Yani sadece mirasbırakanın irade beyanının açığa çıkmış olması yeterlidir. Dolayısıyla bunun karşı tarafa yöneltilmesi ve karşı taraftan bir kabul alınması gerekli değildir. Sadece vasiyetçinin bıraktığı haliyle hüküm ifade etmektedir. Bu aynı zamanda mirasbırakana kolaylık da sağlamaktadır. Vasiyetname tek taraflı olduğu için vasiyetçi bu irade beyanından geri dönebilir, değiştirebilir veya en basitinden ortadan kaldırabilmektedir. Bütün bu imkanlar birtakım avantajlar getirdiği gibi bir taraftan da vasiyetnamenin tahrip edilmesi, bulunamaması gibi tehlikeler de mevcuttur.

Sadece kanunda belirtilen şekilde vasiyetname yapılabilmektedir ve ilgili düzenleme MK 531 uyarınca “Vasiyet, resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir “ hükmü yer almaktadır.

Resmi vasiyetname, resmi memur önünde ve kanunun emrettiği şekilde yapılmış olan vasiyetnamedir. Sözlü vasiyetname ise olağanüstü durumlar da yapılır ve istisnadır. Resmi ya da el yazılı vasiyetnamenin yapılamadığı durumlarda karşımıza çıkmaktadır.

Eğer ölüme bağlı tasarruf olarak vasiyetname formu seçiliyorsa el yazılı, resmi ya da sözlü vasiyetname türlerinden birinin uygulanması gerekmektedir. Kanunda sayılan bu vasiyetnameler dışında yapılacak olan vasiyetname adı altındaki işlemler geçerli olmayacaktır.

2- Miras sözleşmesi

Vasiyetnameden sonra ikinci olarak yapılabilecek ölüme bağlı tasarruf şekli miras sözleşmesidir. Miras sözleşmesinde vasiyetnameden farklı olarak dikkat edilecek nokta, düzenlenecek olan bir sözleşmenin söz konusu olmasıdır. Eğer bir sözleşmeden bahsediliyorsa iki taraf olmalıdır. Yani mirasbırakanın kendisi bir söz söylediği gibi karşı tarafın da buna ilişkin bir beyanı gerekmektedir.

Miras sözleşmesini vasiyetnameden ayıran en temel özellik, vasiyetnamede olduğu gibi istenildiği zaman bu sözleşmeden dönülememesidir. Çünkü miras sözleşmesi iki taraflı bir hukuki işlemdir.

Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflarda numerus clausus ilkesi vardır. Yani sayılanlar dışında bir şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf olamamaktadır.  Maddi anlamda ölüme bağlı tasarruftan kastedilen şey, saydığımız şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf tiplerinin içeriğinin ne olduğudur. Yani her birinin içerik olarak neler anlattığını gösteren işlemlerdir. Mirasbırakanın arzu ve emirlerinin içerik olarak ne olduğunu anlatılır.

Maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar, tereke ile yani malvarlığı ile ilgili işlemler olabileceği gibi tereke ile ilgisi olmayan konulara da ilişkin olabilir.   Bunların içerisinde tereke ile ilgili en sık karşılaşılan 2 temel kural bulunur. Bunlar, belirli mal vasiyeti ve mirasçı atanması halleridir. Bunlar tereke ile ilgili olarak mirasçıların varlığına karar verilmesi noktasında içerik olarak en sık karşılaşılan ve doğrudan terekeyi ilgilendiren hallerdir. Çünkü bir kimsenin belirli bir malda vasiyetçi olması yani o malın kendisine vasiyet edilmiş olması veya kişinin miras üzerinde belli bir pay hakkına sahip olduğunun mirasçı tarafından söylenecek olması, ölüme bağlı tasarrufun içeriğini oluşturur.

Bir kimseye belirli bir mal vasiyet ediliyorsa, yani bağışlanan şeyin konusu doğrudan doğruya kişi lehine tayin edilmişse, böyle bir durumda ortada belirli mal vasiyeti söz konusudur. O kişi mirasçı değildir, musaleh adını alan lehine belirli mal vasiyeti yapılan kişidir. Yani burada miras bırakan belli bir malını doğrudan doğruya belirli bir kişiye bağışlamakta, onu belli belirli olarak lehine mal vasiyet edilen kişi olarak işaret etmektedir. İşte böyle bir durumda belirli mal vasiyeti yapılmaktadır. Kişi, yasal veya atanmış mirasçılardan kendisi lehine vasiyet edilmiş olan malı isteme hakkına sahip olur.

Mirasbırakan belirli bir malını ölümü halinde belirli bir kişiye bırakmışsa burada belirli mal vasiyeti söz konusudur. Bu kişi doğrudan doğruya mirasçı değildir. Lehine mal vasiyet edilmiş olan kişidir. Burada bir külli intikal söz konusu değildir, cüzi intikal vardır.

Miras bırakanın yasal mirasçıları mirası külli intikal yoluyla elde ederler. Dolayısıyla mirasçılar miras bırakanın bu anlamda külli halefi olurlar yani onun malvarlığını aktifi ve pasifiyle bir kül halinde alırlar. Ancak lehine belirli mal vasiyeti yapılan kişinin böyle bir durumu söz konusu değildir. O sadece kendisi adına vasiyet edilmiş olan mal her neyse onu mirasçılardan talep etme hakkı kazanır. Bu açıdan kendisi külli halef değildir. Kendisi lehine mal vasiyet edilmiş olan kişi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunun dışında bir diğer yöntem ise mirasçı atanması yoludur. Mirasçı atanması yolundaki durum daha farklıdır. Mirasçı atanması söz konusu olduğunda miras bırakan doğruda doğruya mirasın tamamını veya belli bir payı belli bir kişiye özgülemektedir. Dolayısıyla mirasın tamamını veya belli bir oranını belli bir kişiye bırakmak, onu mirasçı olarak atamak kişiyi bu anlamda mirasçı sıfatına sokmaktadır. Yani lehine belirli mal vasiyeti yapılan kişiden farklı olarak miras bırakan tarafından tıpkı diğer yasal mirasçılar gibi atanmış mirasçı olmaktadır.

Maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufta tereke ile ilgili olarak belirli mal vasiyeti ve mirasçı atanması gibi işlemler yapılabileceği gibi tereke ile ilgisi olmayan (Örn. vakıf kurmak, tanıma, miras bırakanın ölümünde mektuplarının nereye gideceği, fotoğraflarının kimde kalacağı) birtakım kişisel değerler üzerinde söz söylenebilmektedir.

Eğer yasal mirasçılar ile birlikte olan bir ölüme bağlı tasarruf varsa, bu noktada yasal miras payına sahip olan kişilerden bir kısmı saklı paylı mirasçı olarak mutlaka alacakları payı alırlar. Bu kişiler mirasbırakanın altsoyu, anne babası ve eşidir. Bu kişilerin saklı payları bulunur ve bunlar dışında kalan durumlarda mirasbırakan dilediği şekilde ölüme bağlı tasarruf yapabilmektedir.

Ölüme bağlı tasarruf yapıp yapmama konusunda miras bırakanın serbestisi bulunmaktadır. Saklı pay oranları dışında miras bırakan dilediği şekilde vasiyeti üzerinde tasarruf edebilmektedir. Kural olarak saklı pay mirasçılara kalmak zorundadır. Dolayısıyla burada yapılacak olan düzenlemelerin öncelikli olarak ahlaka ve adaba aykırı olmaması, kanuna aykırı olmaması gerekmektedir.

Kesin hükümsüz olan bir hukuki işlemi ortaya koymak için dava açmaya gerek yoktur dolayısıyla da o hukuki işlemin iptal edilmesine de gerek yoktur. Bu genel bir kuraldır ancak Miras Hukuku ve Aile Hukuku bunun istisnasını oluşturmaktadır. Miras Hukukunda eğer ortada kesin hükümsüzlük kuralı taşıyan işlemler söz konusuysa bunun dava konusu edilmesi gerekmektedir. Kural olarak vasiyetnamenin miras bırakan dışında biri tarafından tamamlanması söz konusu değildir ve ölüme bağlı tasarruf yapma zorunluluğu yoktur. Ölüme bağlı tasarruf yapılmak isteniyorsa da kanunda belirtilen şekillerden biri seçilmelidir.

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı ÖzEr Avukatlık Bürosu’na aittir. Tüm içerik ve makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı ve zaman damgalıdır. Sitemizdeki içeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.