
Kasten Öldürme

İşkence ve Eziyet Suçları
Kast, hareket ve netice ile fail arasında kurulan bağdır. Kastın, bilme ve isteme olarak ik unsuru bulunmaktadır ve suçun haksızlık içeriğini belirtleyen bir takım unsurlar vardır. Kastın varlığından söz edebilmek için bu unsurların fail tarafından bilinmesi gerekmektedir.
Fiilin haksızlık içeriğine etkisi olmayan bir takım unsurların kast açısınndan fail tarafından bilinip bilinmediğinin herhangi bir önemi yoktur. Diğer bir anlamda şahsi cezasızlık sebepleri, cezalandırma şartları gibi nedenlerin fail tarafından bilinmesine gerek yoktur.
Suçun varlığının kabul edilebilmesi için kastın varlığı önemlidir. Genel olarak TCK’da suç olarak düzenlenen fiillerin işlenebilmesi için gerekli unsur manevi unsurdur. Taksir ise istisnai bir haldir.
Eski TCK’da kast tanımlanmamıştır ama 5237 sayılı TCK’da kast 21. maddede tanımlanmıştır;
Kast
Madde 21
“(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”
Kastın türlerine baktığımızda olası kast, özel kast, ani/tasarlama ve alternatif kast gibi türler bulunmaktadır.
Olası kast ve bilinçli taksirin arasında ayrımı netleştirmek için kastın tanımına baktığımızda bilme ve isteme hususu önemlidir. Olası kasta baktığımız zaman, suçun kanuni tanımındaki unsurlarında gerçekleşeceğini öngörmesine rağmen kişinin fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kastın bu tanımı doktrinde eleştirilmektedir ve bunun sebebi de doğrudan kastın içerisinde bilme ve isteme unsurunu arayan kanunun burada öngörmeden bahsetmiş olmasıdır.
Olası kast ve bilinçli taksir de her iki durumda da fail neticeyi öngörebilmektedir. Aradaki fark göze alma ve kabullenmeden kaynaklanmaktadır. İşlediği fiilde kusurlu görülen failin işlemediği sonuçtan sorumlu tutulması taksirdir. Bilinçli taksirde failin iradi olarak gerçekleştirdiği bir fiil vardır ve bu kanuni tanıma uygun, hukuka aykırı bir sonucun gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Burada fail tahmin etmesine rağmen neticenin gerçekleşmesini istememektedir, hatta ve hatta gerçekleşmeyeceğini umarak buna güvenmektedir. Bilinçli taksirde fail öngördüğü neticeyi istememektedir ve bu nedenle bir şey olmaz düşüncesindedir. Bu neticeye rağmen bir kabullenme varsa olası kast söz konusudur. Kabullenme unsuru yoksa bilinçli taksir söz konusudur.
Olası kast durumunda fail neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususunda bir kayıtsızlık/umursamazlık durumu içerisindedir. Bilinçli taksirde ise bu neticelerin gerçekleşmesi doğrudan istenmemekle birlikte bir kabulleniş söz konusudur ve bu doğrultuda da olası kast ve bilinçli taksir ayrımında püf nokta oluşmaktadır.
Kusurluluk, failin işlediği fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısı olarak tanımlanmaktadır. Kusurluluğu suçun unsuru olarak kabul etmeyen doktrinsel görüşlerin bazıları ise manevi unsuru bağımsız bir suçun unsuru olarak ele almaktadır.
Kusurluluk ile manevi unsuru birbirinden ayıran, kusurluluğu suçun unsurları içerisinden kabul etmeyen görüşler, suçun unsurunu bağımsız bir unsur değil, tipikliğin içerisinde yer aldığı düşüncesindedir. Bu nedenle kast ve taksiri birer manevi unsur türü olarak tipiklik içerisinde ele almaktadırlar. Bu tip ayrımlar da esasında “finalist suç teorisinin” yansımasıdır.
Olası kastın kabul edildiği hallerde teşebbüsten bahsedilemeyeceği, yani olası kast belirli sonuca yönelmediği için sorumluluk ancak somut olayda meydana gelen netice ile belirlenmektedir. Bu nedenle olası kast teşebbüse müsait değildir.
Fail suç yoluna girdiğinde neticenin gerçekleşeceğini arzu etmektedir ve kast devam eder. İcra hareketleri yapıldığı anda var olan kasta “başlangıçtaki kast” denmektedir. Kast kural olarak suçun bütün aşamalarında yer almalıdır ve suç teşkil unsuru işleyen kişi, kanuni tipteki unsurları bilmeli ve istemelidir.
Kimi hallerde de başlangıçta hukuka uygun ama kasti olmayan davranışlar söz konusudur ve sonrasında da kişi hareketine devam edebilmektedir. Bu durumda da “eklenen kast” söz konusu olmaktadır. Kastın çeşitlerine baktığımızda genel kast ve özel kast ayrımı da söz konusudur. Özel kast olarak geçen, kanun koyucunun saik, amaç aradığı kastı hazırlayan bir unsuru aradığı suç tiplerine özel kast denilmektedir.
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı ÖzEr Avukatlık Bürosu’na aittir. Tüm içerik ve makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı ve zaman damgalıdır. Sitemizdeki içeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.




