
Miras Sözleşmesi

Adi Ortaklıklarda Ortakların Hak Ve Borçları
A- Geçerli Evliliği Sona Erdiren Sebepler
Bir evlilik geçersiz olarak kurulmuşsa MK m.145 vd maddeleri uyarınca, “Batıl Olan Evlenmeler” başlığı altındaki hükümlere tabi olarak evlilik iptal edilecektir. Buna karşılık, bir evlilik geçerli bir şekilde kurulduğu halde sonradan ortadan kalkabilir ya da kaldırılabilmektedir.
Geçerli olarak kurulmuş olan bir evliliğin sonradan ortaya çıkan sebeplerle sona erme sebeplerini iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi, evliliği kendiliğinden ortaya kaldıran sebeptir ki buna ölüm girmektedir. İkincisi ise, sonradan ortaya çıkan sebeplerle evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesi sebepleridir. Buraya gaiplik ve boşanma sebepleri girmektedir.
Ölüm, evliliği kendiliğinden sona erdiren bir sebeptir. Bunun için herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç yoktur. Evlilik ölümün gerçekleştiği andan itibaren kendiliğinden son bulmaktadır. Mirasçıların davayı sürdürmeleri evliliğin sona erdirilmesine değil, sağ kalan eşin mirasçılığının engellenmesine yöneliktir. Bu nedenle, bu hallerde de evlilik ölüm ile son bulmaktadır.
B- Evliliğin Sona Ermesi
Geçerli olarak kurulan bir evlenme ölüm, gaiplik ve boşanma ile sona ermektedir. Eşlerden birinin ölümü ile evlilik birliği kendiliğinden sonra ermektedir çünkü karı koca dediğimiz iki kişiden birisi ortadan kalkmaktadır.
Tek başına gaiplik kararı evliliği sona erdirmemektedir. Bunun için gaibin eşi MK m.131/1’e göre evliliğin feshini istemek zorundadır. Eşlerden birinin sonradan cinsiyet değiştirmesi halinde evlilik birliği sona ermektedir.
Boşanma, eşler hayattayken kanunda öngörülmüş bir sebebe dayanarak birinin açacağı dava sonucunda evlilik birliğinin hakim kararıyla sona ermesidir. Medeni Kanunun sistemi hakim kararı ile boşanmadır. Hakimin karar verebilmesi için eşlerden en az birinin boşanma davası açmış olması gerekmektedir. Açılan boşanma davasının kanunda yazılan sebeplerden birine dayanması zorunludur.
Medeni Kanun boşanmaya imkan veren sebepleri altı madde içinde düzenlemiştir. Bu maddeler MK m.161-166 arasında düzenleme bulmaktadır. Bu sebepler değişik açılardan sınıflandırılabilmektedir. Bir kısım sebepler davalının kusuruna bağlı olduğu halde, diğerlerinde kusur aranmamaktadır. Kusura dayanan boşanma halinde müeyyide teşkil eden boşanmanın, kusura dayanmayan boşanma halinde evlenmenin iflasına dayanan boşanmanın varlığından söz edilebilmektedir.
Bir kısım sebeplerden evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi arandığı halde, diğerlerinde bu neden aranmamıştır. Evlilik birliğini çekilmez hale gelmesi şartını arayan sebeplere nisbi boşanma sebepleri, bu şartın aranmadığı boşanma sebeplerine mutlak boşanma sebepleri denilmektedir.
Bazı boşanma sebepleri kanunda özel olarak düzenlendiği için bunlara özel boşanma sebepleri denirken, MK m.166’da düzenlenmiş olan evlilik birliğinin sarsılması ise boşanmanın genel sebebini oluşturmaktadır.
1- Boşanmanın Özel Sebepleri
Boşanmanın özel sebeplerini şu şekilde sınıflandırmak mümkündür;
a) Zina:
Mutlak, kusura dayalı boşanma sebebidir. Zina, eşlerden birinin kendi rızası ile karşı cinsten üçüncü bir kişi ile cinsel ilişkiye girmesi durumudur ve bir kere gerçekleşmesi yeterlidir. Zinada cinsel birliktelik gerçekleşmiş olmalıdır ve eşin cinsel ilişkiye kendi iradesi ile girmiş olması gerekmektedir. Cinsel ilişkinin karşı cinsten biri ile olması gerekir.
Geçici irade kayıpları doktrinde tartışmalıdır. Zinaya izin verilmesi ahlaka aykırıdır bu sebeple zina boşanma sebebi sayılmaktadır. Bununla beraber zinaya izin verip sonra boşanma dava açmak hakkın kötüye kullanılmasıdır. Dava hakkı 6 aylık her halükarda 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
b) Hayata kast ve pek fena muamele ya da onur kırıcı davranış:
Hayata kast, bir eşin diğerini öldürme niyetini bazı fiillerle açıklamasıdır. Kullanılan aracın ölümü sağlayacak nitelikte olup olmaması önemli değildir. Eşin ölmemesi için bir harekette bulunması gerekirken bundan kaçınma (imtina) da hayata kast sayılmaktadır.
Fiilin cezalandırılmış olması ya da hazırlık hareketlerinden sonra vazgeçilmiş olması durumunda maddenin aradığı hayat kast şartı gerçekleşmiş olmaktadır. Kanun, kast şartı öngördüğü için ayırt etme gücü olmayan kişilerinin eşlerinin canına kast etmeleri, kural olarak boşanma sebebi oluşturmamaktadır.
Kast için fiil ya da fiile eş tutulan kaçınma arandığından, tehdit yeterli değildir. Fakat fiili tehditler duruma göre değerlendirilmektedir. (Örn. kişinin kafasına tabanca dayanması gibi)
Pek fena muamele, diğer eşin vücut bütünlüğü ve sağlığına yönelik her türlü saldırıdır. Bu noktada devamlılık aranmamaktadır ve bir kez yapılmış olması, kötü muamelenin varlığının ispatı için yeterlidir.
Fiilin kasten işlenmiş olması gerekmektedir. Dayak, eve kapatma, aç bırakma, normal olmayan cinsi münasebete zorlama pek fena muameleye örnek teşkil etmektedir.
Onur kırıcı davranış, eşlerden birinin diğerinin onuruna haksız ve ona hakaret etmek, onu küçük düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır. Bu saldırı söz, yazı ya da hareketlerle ortaya çıkabilmektedir.
Dava hakkı olan eş durumu öğrendikten sonra 6 ay, her halükarda 5 yıllık hak düşürücü süre dahilinde dava açabilmektedir. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
c) Küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme:
Her iki durumunda diğer eş için birlikte yaşamayı ondan beklenemez hale getirmiş olması gerekmektedir. Her iki davada herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir ve her zaman açılabilmektedir. Ancak durum öğrendikten yıllar sonra davanın açılması durumda hakimin birlikte yaşamamın çekilmez olmadığına karar verebilmesi olasıdır.
Küçük Düşürücü Suç İşleme
Suçun küçük düşürücü nitelikte olup olmadığına toplumdaki anlayışa göre hâkim takdir edecektir. Suçu işleyen eşin bu suç sebebi ile ceza almamış olmasının bir önemi yoktur. Önemli olan bu suçu evlendikten sonra işlemiş olmasıdır. Evlenmeden önce işlenen suç için eş, varsa hata ya da hileye göre evlenmenin iptalini ya da evlilik birliğinin sarsılmasına dayanarak boşanmak isteyebilmektedir.
Genellikle hırsızlık, hileli iflas, dolandırıcılık, ırza geçme küçük düşürücü suç olarak nitelendirilmektedir.
Haysiyetsiz Hayat Sürme
Genellikle randevu evi işletme, ayyaşlık, kumarbazlık, hayat kadını olarak çalışma gibi durumlar haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul edilmektedir. Kanun açık olarak hayat sürme dediği için bir defalık yapılan bir haysiyetsiz davranış boşanma sebebi saymak için yeterli değildir, bu sebeple ilgili durumun sürekli olması gerekmektedir.
Haysiyetsiz hayat sürmenin evlenmeden önce de mevcut olması mümkündür ancak bunun boşanma sebebi olabilmesi için evlilik sırasında devam ediyor olması gerekmektedir. Aksi takdirde hata ya da yanılmaya dayanarak evliliğin iptali istenebilmektedir.
d) Terk
Ortak konutu terk, evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek amacıyla olmalıdır. Yani ayrılık haklı bir sebebe dayalı ise terkin varlığından söz edilememektedir. Terk için eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi ve terkin en az 6 ay sürmüş olması gerekmektedir. Terk eden hakim tarafından ihtarda bulunulması ve eşin buna rağmen ortak konuta dönmemiş olması gerekmektedir.
MK m.164, eşlerden birinin ortak konutu terk etmesinin üç şekilde gerçekleşeceğini kabul etmektedir;
1. Evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek amacıyla ortak konutun terk edilmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemek. Eşin ortak konuttan ayrılması bu amaca dayanmıyorsa terk şartı gerçekleşmiş olmamaktadır. Bir yere iş için gitme, uzun süre hastanede yatma haklı sebebe örnek gösterilebilmektedir.
Bunun gibi, eşlerden birinin eşini anne ve babasıyla oturmaya zorlaması halinde, diğer eş evi terk ederse bu haklı bir sebebe dayanmaktadır. Dolayısıyla evden ayrılan eşin dönmemek için haklı sebebi varsa terk gerçekleşmemektedir.
2. Terk için haklı sebebin ortadan kalkması ve buna rağmen eşin ortak konuta dönmemesi.
3. Diğer eşi ortak konutu terke zorlama ya da haklı bir sebep olmadan onun ortak konuta dönmesini engelleme. Bu halde ortak konuttan ayrılan ya da ortak konuta dönmesi haklı bir sebep olmadan engellenen eş değil de onu ortak konuttan gitmeye zorlayan ya da ortak konuta dönmesini engelleyen eş, ortak hayata son vermektedir.
Bu üç durumda terk fiilinin boşanmayı sağlayabilmesi için en az 6 ay sürmesi gerekmektedir. Buna karşılık dava açmanın bir üst süresi yoktur. 6 ayın dolmasından sonra ihtarın yapılmış ve eşin ortak konuta dönmemiş olması şartıyla her zaman için dava açılabilmektedir.
Boşanma davasının açılabilmesi için terk eden eşe 2 ay içinde ortak konuta dönmesi için ihtar yapılmış olması ve bu ihtara rağmen eşin ortak konuta dönmemiş olması gerekmektedir. İhtarın samimi olması gerekmektedir yani ihtarda bulunan eş, terk eden eşin ortak konuta dönmesine gerçekten istemelidir ve durum ve koşullar da eşin bu isteğini göstermelidir.
MK m.164/2c.3’e göre ihtar, terkin 4. ayından itibaren yapılmaktadır. Şartlar gerçekleştikten sonra terk eden eşin ortak konuta dönmesi ya da dönme isteminde bulunması davayı etkilememektedir.
e) Akıl hastalığı:
Akıl hastalığı noktasında dava hakkı herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir. Akıl hastalığının evlilik sırasında bulunması ve kişinin iyileşemeyeceğinin resmi sağlık raporuyla tespit edilmiş olması gerekmektedir. Akıl hastalığı sebebiyle diğer eş için ortak yaşamın çekilmez hale gelmesi gerekmektedir.
2- Boşanmanın Genel Sebepleri
Önceden belirlenmesi mümkün olmayan bir olay, kanunun deyişi ile evlilik birliğini temelinden sarsmışsa ve bu sebeple eşlerden artık ortak hayata devam etmesi beklenemezse, boşanmanın genel sebebinden söz edilmektedir.
a) Evlilik birliğinin temelinden sarsılması
Genel, nisbi, kusura dayanmayan bir boşanma sebebidir. Eşlerde kusur aranmamaktadır ve her iki eşin de kusursuz olduğu durumlarda da dava açılabilmektedir. Bu halde;
· Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması,
· Eşlerden biri için ortak hayatı sürdürmenin beklenemeyecek olması,
· Davalı, davacının daha kusurlu olduğunu ileri sürmemiş ya da hâkim tarafından bu beyanı kabul görmemiş olmalıdır.
b) Anlaşmalı boşanma
Genel, mutlak bir boşanma sebebidir. Burada eşlerin boşanma konusunda anlaşmalarını, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına ve ortak yaşamın devamının beklenemez hale geldiğine ilişkin bir faraziye kabul edilmektedir. Hakim anlaşmalı boşanma protokolünü de göz önünde bulundurarak boşanmaya karar vermektedir.
Anlaşmalı boşanma için;
· Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalıdır. (Buradaki amaç, eşlerin birbirini yeterince tanıma şansı yakalamalarıdır)
· Boşanmak için eşler ya birlikte mahkemeye başvurmalı ya da bir eş, diğerinin açtığı boşanma davasını kabul etmelidir.
· Eşler hâkim tarafından bizzat dinlenmelidir.
· Tarafların yapmış olduğu anlaşmanın (protokol) hâkim tarafından uygun bulunması gerekmektedir.
– Anlaşmanın sözlü ya da yazılı olmasının bir önemi yoktur. Önemli olan anlaşmanın zapta geçirilmiş olmasıdır.
– Hâkim tarafların yaptığı anlaşmayı uygun bulmayıp, üzerinde değişiklikler yapabilmektedir. Anlaşma ancak taraflar bu değişiklikler üzerinde anlaşırsa geçerli olmaktadır, aksi halde dava reddedilmektedir.
c) Ortak hayatın kurulamaması ya da fiili ayrılık
MK m.166/4 uyarınca, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılmaktadır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilmektedir. Bu bağlamda şu şartlar gerekmektedir;
· Daha önce herhangi bir boşanma sebebine dayanılarak açılan davanın reddedilmiş olması gerekmektedir.
– Boşanma talebinin üzerinden 3 kesintisiz yıl geçmiş olması ve her ne sebeple olursa olsun, bu süre içinde ortak hayatın kurulamamış olması gereklidir. Süre ret kararının verilmesiyle başlamaktadır. Hakim burada süreyi re’sen dikkate almaktadır.
– Eşlerin zaman zaman bir araya gelmeleri birliğin kurulduğu anlamına gelmemektedir, ancak kısa süreli de olsa aynı evde karı-koca gibi yaşanmış olması bu sebeple boşanma davası açmayı engellemektedir.
· Bu 3 yıl sonunda eşlerden birinin boşanma davası açmış olması gerekmektedir.
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı ÖzEr Avukatlık Bürosu’na aittir. Tüm içerik ve makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı ve zaman damgalıdır. Sitemizdeki içeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.




