Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına İlişkin Suçlar
Eşya Hukukunun Prensipleri
Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına İlişkin Suçlar
Eşya Hukukunun Prensipleri

Taşınır Sözleşmesi

Taşınır sözleşmelerinde genel nitelikli birçok hüküm bulunmaktadır. Bu hükümler kıyas yoluyla, nitelikleri uyduğu ölçüde taşınmazlara da uygulanmaktadır.

TBK m.209 uyarınca, “Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır. Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır” hükmü yer almaktadır.

Medeni Kanun uyarınca bir şey taşınmaz olarak belirtiliyorsa, onun haricinde kalanlar taşınırdır. Taşınır sözleşmesi konusunu teşkil eden şey menkul maldır. Taşınırın tam olarak ne olduğu konusunda net bir tanımı yapılmamakla birlikte, kanun tersden de olsa bir çıkarımda bulunmuştur.

–         Nitelikleri itibariyle taşınabilen her türlü maddi eşya satışı, taşınır eşya satışıdır.

–         Taşınmaz mülkiyetine dahil olmayan ve fakat mülk edinmeye elverişli bulunan elektrik, su havagazı gibi doğal kuvvetlerin satışı da taşınır satışı olarak kabul edilecektir.

–         Temelli kalmak maksadı olmaksızın bir arsa üzerinde yapılan kulübe ve baraka gibi hafif binaların satışı taşınır satışı kabul edilmelidir.

–         Gemi siciline kayıtlı olmayan gemilerin satışı taşınır satışı olarak nitelendirilmiştir. -Alacak haklarının, şirketlerdeki ortaklık haklarının, fikri ve sınai haklar ile maddi olmayan mallar üzerindeki hakların satışında da da taşınır satışina ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir.

–         Yargıtay yerleşmiş içtihadına göre tapusuz taşınmazların satışı taşınır satışıdır. -Eklenti, bağlı olduğu taşınmazdan ayrı ve bağımsız surette satışa konu olabilir. Bu durumda da taşınır hükümleri uygulanmaktadır.

Taşınır Mallar

–         TMK m.704 taşınmaz mülkiyetini oluşturan unsurlardan bahsetmektedir.

1-     Araziler

2-     Tapuya kayıtlı olan bağımsız haller

3-     Kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümler.

–         TMK m.998’de taşınmazların kaydedilmesi başlığı ile tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilenler, arazi, taşınmaz üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar, kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler olarak tekrar ifade edilmiştir.

–         TMK m.762’de taşınır mülkiyetinden bahsetmektedir.

1-     Taşınabilen maddi mallar

2-     Taşınmaz değil, ancak edinmeye elverişli olmayan doğal güçler (doğalgaz, elektrık gibi)

3-     Taşınmaz olmayan (arazi olmayan, tapuya kaydedilmeyen, kat mülkiyeti olmayan taşınır maldır)

–         TBK m.209 f.2 uyarınca, “Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır” hükmü düzenlenmiştir.  

Taşınır Sözleşmelerinin Özellikleri

–         Hakların satışına ilişkin olarak devri mümkün olan haklarda, taşınır satışına ilişkin hükümler uygulanmaktadır.

–         Kıymetli evrakta ve hisse satışında kendilerine özgü hükümler olmasına rağmen taşınırlara ilişkin hükümlere başvurulacaktır.

–         İnsan vücuduna ait şeyler her ne kadar parçalanabilir şekilde olsa da, eşya olarak değerlendirilmemektedir. Taşınır sözleşmesine ahlaka aykırılık durumunda satış sözleşmesine konu edilememektedir.

–         Taşınır sözleşmeleri niteliği itibari ile borç doğuran sözleşmelerdir.

–         Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir.

–         İvazlıdır (karşılıklı bedel tayin edilmiş)

–         Rızai bir sözleşmedir.

–         Taraflar bir şekil kararlaştırmadıkça, şekle tabi değildir. Ancak, araç satışı gibi istisnai durumlarda resmi şekil şartı aranabilmektedir.

–         Ani edimli bir sözleşmedir.

–         Sebebe bağlı sözleşmedir.

Taşınır Sözleşmelerinde Tarafların Borçları

Satıcı Açısından

–         Malın mülkiyetini, zilyetliğini devir borcu

–         Asli borç dışında kalan yan borçlarda yer almaktadır. Satılan malın teslim edilinceye kadar muhafaza yükümlülüğü bulunmaktadır.

–         Alıcıya ilişkin olarak gerekli belge, bilgi verme ve saklama yükümlülüğü bulunmaktadır.

–         Taşıma giderlerini karşılama borcu altındadır.

–         Malın zilyetliğinin teslim edilmesi yükümlülüğü altındadır. Malın zilyetliğinin teslim edilmesi, malın fiili hakimiyetinin alıcı tarafından kullanılabilir hale getirilmesidir. Zilyetlik, fiili hakimiyet demektir.

–         Teslim edilecek malın ayıpsız olması, karşı tarafın maldan beklediği faydaları edinebilir olmalıdır. Aksi takdirde ayıba karşı tefekkül oluşacaktır.

–         Teslim borcu ile gereken hazırlıkların yapılmış olması gerekmektedir. Satıcının malı ifa yerine göndermiş olması ve gönderdiği yere malın düzgün şekilde gitmesi için önlemleri almış olması gerekmektedir. Ambalajın iyi olması, taşımacıyı seçmesi gibi.

–         Ölçme ve tartma gibi giderler satıcıya aittir. (TBK m.211)

Alıcı Açısından

1-     Satım konusu / satılanın bedelini ödeme zorunluluğu,

2-     Satılanı teslim alma / devralma borcu altında olma,

3-     Yan borçlar.

Satıcının Borçları

1- Zilyetlik ve Mülkiyetin Devri  

Satış sözleşmesi taşınırla ilgili ise bunun fiili hakimiyetinin karşı tarafa geçirilmesi gerekmektedir. Bir kimşeye, bir taşınırın mülkiyetinin geçirilmesi için mutlaka zilyetliği verilmeli yani karşı taraftaki kişinin (alıcının) fiili olarak hakimiyet sağlaması gerekmektedir.

TBK 210.madde uyarınca, satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla zilyetliği alıcıya devretmeye mecburdur. Nitelikleri açısından satış sözleşmeleri, her iki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerdir. Tarafların her ikisi aynı anda hem borçlu, hem de alacaklıdır. Bunun anlamı, bir tarafın borcu diğer tarafın alacağıdır. Zilyetliğin ve mülkiyetin geçirilmesinin talep edilmesi, satıcının da buna karşılık bedeli talep etme hakkı bulunmaktadır.  

Zilyetliğin ve mülkiyetin devri borcunda, buna bağlı olabilecek başka hususlar da ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bir diğeri, malın saklanması ve korunmasıdır.  Malın saklanması ve korunması noktasında, satıcı açısından düşündüğümüzde, satıcı alıcıya karşı, malın düzgün şekilde saklanması ve korunması yükümlülüğündedir. Malın teslimi noktasında, satıcının öncelikli görevi, bu malı alıcıya teslim etmeden önce ilgili şeyi saklamak ve muhafaza ile yükümlüdür. TBK m.208’de hasar ve yarara ilişkin yer alan düzenleme malın saklanması ve korunması bakımından destekleyici hüküm niteliğindedir.

Malın gönderilmesi ve zilyetliğin devri hali, ifa yeri ile bağlantılıdır. İfa konusu olan şeyler yer ve zaman bakımından düzgün ifa edilmelidir.

TBK m.89 uyarınca, “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;

1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,

2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,

3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde,

ifa edilir.

Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir” hükmü ifa yerini düzenlemektedir.

Satıcıdan beklenen asli bir borç olarak, ifa yerinde ifa etmesidir. Ancak bazı durumlarda taraflar açısından, ifa yerinden başka bir yere gönderilmesi kararlaştırılabilmektedir. Bu durumda ifa yeri dışında bir başka yere gönderilmesi kararlaştırıldığı için satıcının asli değil yan borcu olacaktır.

Satıcı malı gönderdiği zaman niteliklerinin gerektirdiği her türlü ambalajlama, taşıma, paketleme, koruma gibi malın teslimine kadar ve bu mal başka bir taşıyıcı tarafından da taşınacaksa, gerekli özenin gösterilmesi gerekmektedir.

2-Devir ve Taşıma Giderleri

TBK m.211 uyarınca, “Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir.

Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma giderlerini üstlenmiş sayılır.

Liman ve gümrük giderleri olmaksızın devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit ve dış alım vergilerini üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz” hükmü devir ve taşıma giderlerini düzenlemektedir.

–         Aksine bir sözleşme ve adet yoksa; malın ölçülmesi, tartılması gibi devir giderleri satıcıya aittir.

–         Malın devralınması için giderler ve satılan şey ifa yerinden başka bir yere taşınması gerekiyorsa, taşıma giderleri alıcıya aittir.

–         Taraflar sözleşme ile aksini kararlaştırabilmektedir. Tarafların ifa yerini örtülü veya açık anlaşmaları ile her zaman ifa yerini belirlemeleri mümkündür. Elbette taraflar böyle bir anlaşma yapmazlarsa, TBK’ nın ifa yerine ilişkin olarak m.89’a başvurabileceklerdir.

Gidersiz Devir: Franco satış olarak ifa edilen, satıcı taşıma giderlerini karşılamak zorundadır. Masrafsız giderdir.

–         Satıcının temel borcu mülkiyetin geçirilmesidir. Bu niyetle hareket etmelıdır. Aynı şekilde alıcının da malı mülkiyetini kazanmış olması niyetiyle hareket etmesi malı teslim alması gerekmektir. Yapılan bu mülkiyetin geçmesine ilişkin işlem, bir tasarruf işlemidir. Tasarruf işleminin altında gerçekleşen bir borçlandırıcı işlemdir. Satış sözleşmesi niteliği gereği borç doğuran bir hukuki işlemdir. Taraflar aslında bu sözleşme ilişkisine girmekle birlikte, karşılıklı olarak birer borç taahhüdü altına girmişlerdir. Satıcının öncelikle ilgili malın mülkiyetini ve zilyetliğini devir, alıcının da buna karşılık, bedel ödeme taahhüdü oluşmaktadır. Asli borç satış sözleşmesinde satıcının mülkiyeti ve zilyetliği devir, karşı tarafında buna ilişkin bedel/semen ödeme yükümlülüğüdür.

Mülkiyetin ve Zilyetliğin Karşı Tarafa / Alıcıya Geçirilmemiş Olması

Mülkiyetin ve zilyetliğin alıcıya geçirilmemiş olması temerrüt hükümlerini gündeme getirmektedir. Temerrüdün temel kuralı, borcun ifasının hala mümkün olması ve alıcıya karşı gecikmiş olmasıdır.

İfa etmeme hali TBK m.112 vd. maddelerinde düzenlenmektedir. “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusürün yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

Bir sözleşme ilişkisinde en temel kural olarak, borçlu kusursuz olduğunu ispat edemedığı noktada, bu sözleşme ilişkisinde borçlandığı şeyi hiç yerine getirmezse veya gereğı gibi yerine getirmezse, bundan doğan zararı tazmin etmekle yükümlü olacaktır.

Bununla ilgili satıcının ayrıca,

–         Zapta karşı sorumluluk

–         Ayıba karşı sorumluluğu da doğmaktadır.

Satıcının Temerrüdü (TBK m212-213)

Satıcının asli borcu mülkiyetin ve zilyetliğin karşı tarafa geçirilmesidir. Temerrüt, borcun zamanında ifa edilmemiş olması halidir. Her borcunu ifa etmeyen kişinin, temerrüde düşeceği konusunda bir şart yoktur. Ayrıca ihtar ya da ihtara gerek kalmayan durumlarda da farklı yollar izlenmektedir.

 Temerrüt için 2 koşul yer almaktadır;

1-     Borcun ifası mümkün olmalıdır.

2-     Borcun muaccel olması gerekmektedir.

Satıcının temerrüdü TBK m.212 ve 213’de düzenlenmektedir.

TBK m.212 uyarınca, “Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.

Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edilir.

Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır” hükmü satıcının temerrüdü ana başlığı altında kural ve ayrık durumdan bahsetmektedir.

TBK m.213 uyarınca, “Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.

Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir” hükmü temerrüt ana başlığı altında giderim borcu ve kapsamı düzenlemektedir.

Borçlar Kanununun borçlunun temerrüdünü düzenleyen m. 117 vd. hükümlerinin ticari satış dışındaki butün satış sözleşmelerinde satıcının teslim borcundaki temerrüdü haline uygulanması gerekmektedir.

Teslim borcu muaccel olan satıcının temerrüde düşmesi için, kural olarak, alıcının ihtarına ve alıcının seçimlik haklarını kullanabilmesi amacıyla uygun bir süre verilmelidir. Süre sonunda alıcının sesini çıkarmaması, teslimi, gecikmiş de olsa hala istediğine karine teşkil eder; bu halde alıcı, ancak gecikmiş ifa ile gecikme tazminatı talep edebilmektedir.

Satıcının bir defada ifa etmesi gereken teslim borcunu kısmen ifa etmesi durumunda alıcı, kısmi teslimi red edebilir ve satıcıyı borcun tamamı için temerrüde düşürebilmektedir. Fakat alıcı, bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmiş ise, ancak teslim edilmemiş kısım için temerrüt hükümlerinden yararlanabilmelidir.

Art arda teslimli sözleşmelerde, satıcı bir veya birkaç vadeye ilişkin teslim borcunda temerrüde düşerse, alıcı, kural olarak bu vadeye veya vadelere ait teslim borcu için temerrüt hükümlerinden yararlanabilmektedir. Bununla beraber bir veya birkaç vadeye ilişkin temerrüt, ilerideki teslimleri de tehlikeye düşürüyor veya faydasız kılıyorsa; ilerideki bütün teslimlere yaygın olmak üzere sözleşmeden tamamı için (bunun münasip bir mehil verilirken satıcıya bildirilmiş olması şartıyla) dönebilme imkanının varlığı kabul edilmelidir.

Vadeye bağlanmamış borç, doğumu anında muaccel olmaktadır. Alacaklının ihtarı ile temerrüt ortaya çıkmaktadır.

Vadeye bağlı borçta; belirli vade durumunda (Bir takvim günü olarak belirtilmiş ve hesaplama sureti ile belirlenecek vade) doğrudan temerrüt ortaya çıkmaktadır. Belirli vade ihtar yükümlülüğünden kurtarmaktadır.

TBK m.117 uyarınca, “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak süretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksiz fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır” hükmü borçlunun temerrüdü halindeki koşullara yer vermektedir.

Genel kural yukarıda ki gibiyken, TBK m.123 uyarınca karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan birisi temerrüde düştüğü takdirde (Satış sözleşmesi de karşılıklı borç yükleyen sözleşmedir)  borçluya uygun bir süre verilmekte ya da hakimden süre verilmesi yönünde talep edilebilmektedir. Bu uygun süre, TBK m.125.maddeki iki diğer seçimlik hakkın kullanılması için verilmektedir:

1-     İfadan vazgeçme + müspet (olumlu) zarar

2-     Sözleşmeden dönme + menfi zarar

TBK m.123 uyarınca, “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden işteyebilir” hükmü karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde süre verilmesini düzenlemektedir.

Şematize edilecek olursa;

Borçlu temerrüdünün sonuçları

Borçlu temerrüdünün genel sonuçları

      – Gecikme tazminatı ve beklenmedik halden sorumluluk

•Borçlu temerrüdünün para borçlarında sonuçları

      -Temerrüt faizi

Buradaki ifaya ödeme denilmektedir. Diğer borçlar için bu ifade kullanılmamaktadır.

•Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde sonuçları

      -İfa ve gecikme tazminatı

      -Vazgeçme ve olumlu zararın tazmini

      -Sözleşmeden dönem ve menfi zararın tazmini

TBK m.125 uyarınca, “Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.

Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.

Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir” hükmü seçimlik hakları düzenlemektedir.

Gecikme tazminatının müspet ve menfi zararın istenmesi borçlunun kurusuna bağlıdır.

Seçimlik hakların (-Vazgeçme ve olumlu zararın tazmini -Sözleşmeden dönem ve menfi zararın tazmini) kullanılabilmesi için borçluya mehil vermek gerekmektedir. Her zaman mehil vermeye gerek yoktur.

TBK m.124 uyarınca, “Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur:

1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa.

2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa.

3. Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa” hükmü süre verilmesini gerektirmeyen durumları düzenlemektedir.

Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar

–         Yararsız kalma

–         Kesin vade

TBK m.212 f.2 uyarınca, “Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini iştediği kabul edilir” hükmü yer almaktadır. İlgili madde uyarınca ayırt edici aşamalar şunlardır: Ticari satış, belli bir süre öngörülemeyeceği ve karineden bahsetmektedir.

TBK m. 212/f.2, ticari satışta TBK m. 117/f.2 anlamında bir vade tesbiti ile de kesin vadeli bir işlemin meydana geleceğini kabul etmiştir. Burada, satıcının temerrüde düşmesini sağlayarak, seçimlik haklardan birini kullanmak için uygun bir süre verilmesi gerekli değildir. Bu hükmün vadeye bağlı ticari satışta vadenin sonunda alıcının susmasına bağladığı karine, alıcının ifadan vazgeçerek borcun ifa edilmemiş olması dolayısıyla uğradığı müspet zararının tazminini isteyebilmektedir. Alıcı, bu hukuki sonuçtan kurtulmak istiyorsa, teslim suresinin sonunda derhal ifayı istemek zorundadır. Taraflar sözleşmede sonradan ifanın mümkün olacağını kararlaştırabilmektedir.

Adi Satış – Ticari Satış

Ticari satış olabilmesi için “tacir” kavramı ortaya çıkar ve TTK’ da ilgili hükümler yer almaktadır. TTK m.3 kapsamında, ticari işletmeyle ilgili olan işleri ticari satış olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca TTK m.15 ve m.19’da ticari iş ile ilgili hükme yer verilmiştir. Bir satışın ticari satış olarak değerlendirilmesi için, ticaret kavramının girmesi gerekmektedir. Bu kavramın özünde de “para kazanmak, kar elde etmek” vardır. Satış konusu olan şey, bu işi meslek edinen tacirler arasında yapılıyorsa veya satıcı ile alıcı arasındaki bu ilişki kişisel bir yararın oluşması için değil de, o malın tekrar satılması / kazanç elde etme düşüncesi oluşursa, ortada bir ticari satış olduğu düşünülecektir. Bunların her biri somut olayın özelliklerine göre değişmektedir.

Borçlar Hukukunda ticari işin varlığının kabulünün kriterleri için iki görüş bulunmaktadır;

– Alıcı bu malı tekrar satmak ve kar etmek amacı ile alıyorsa ticari iş vardır.

– Alıcı bu malı tekrar satmak ve kar etmek amacı ile alıyor ve bunu bir meslek faaliyeti olarak yapıyorsa ticari satış söz konusudur.

Genel olarak borçlu temerrüdü halinde bizim uygulayacağımız haller, borcun ifası artı gecikme tazminatıdır. Borcun ifasından vazgeçilmesi müspet zararın tazmini ya da sözleşmeden dönme ve menfi zararın ödenmesidir. TBK 212.maddeye göre, vadesi için belirli bir süre öngörülmüş bir ticari satış var ve satıcı temerrüde düşmüşse, malın alıcıya teslimi konusunda, alıcının devir isteminden vazgeçerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararını tazmin edilmesini istediği kabul edilmektedir.

Alıcı, satılanın devredilmesi niyetinde ise, TBK 212.f.3 uyarınca alıcı bu durumu hemen satıcıya bildirmek zorundadır. Alıcı ifayı hala isteme niyetinde ise bunu derhal satıcıya bildirmek zorundadır.

İfadan vazgeçerek müspet zararının tazminini isteyen ya da istediği varsayılan alıcı, TBK m. 213 hükümleri çerçevesinde tazminat miktarının hesaplanması için üçlü bir yetkiye sahiptir.

• Zarar kimin üzerinde gerçekleşmişse onun üzerinde kalmaktadır.

• Zararın üzerinden kalkması için diğer bir kişinin kusurlu veya kusursuz sorumlu olması gerekmektedir.

• Bizim hukukumuzda zarar, tazminatın üst sınırını oluşturmaktadır.

Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

Satıcının temerrüdü halinde, alıcı, eğer malı başka yerden tedarik ederek zararın artmasını önleyebilecekse; bunu yapmaması, halin icaplarına göre bir ortak kusur sayılır ve tazminatın indirilmesini gerektirir.

Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. (somut yöntem) İkame alımının iyi niyetle yapılmış sayılması için, ifa yeri ve zamanındaki şartlara göre alıcının satıcıya en az zarar verecek şekilde hareket etmiş olması, yani imkan nispetinde elverişli fiyatla bu alımı yapması lazımdır. Eğer ikame alımının konusu olan şey satılandan daha yüksek kalitede ise tazminattan uygun bir indirim yapılır. Alıcı, satılanın fiyatından daha düşük fiyatla ikame alımı yapmışsa tazminat talebinde bulunamaz. TBK m. 213/f.2 hükmü, fark teorisinin bir uygulama alanıdır.

İkame alım kural olarak malın ifa yerinden yapılmaktadır. Eğer burada yoksa en yakın yerden alınmaktadır. Kural olarak aynı kalitede bir mal alınır. Daha düşük kalitede bir mal alınmışsa zararını ‘az’ olarak ileri sürebilmektedir. Ama yüksek bir kalitede mal satın almışsa bu durumda gerekli olan hakkaniyet indiriminin yapılması gerekmektedir.

Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. (soyut yöntem)

Burada da yine fark teorisi uygulanmaktadır. Bu yöntem de bir müspet zararın hesaplanması yöntemidir. Alıcı, satılanın borsa veya piyasa fiyatı bulunsa bile zararını soyut yöntemle hesaplattırmak zorunda değildir. Bu hükümlere gidilmek zorunda değildir. Genel hükümler çerçevesinde de zarar talep edilebilmektedir.

Dolayısıyla alıcının zararının tazmininde başvurabileceği 3 yol bulunmaktadır;

1-     Genel tazminat yöntemi,

2-     Malın dürüstlük kuralı uyarınca bir başka mal satın alındığında, o malla arasındaki bedeli oluşturan somut değer,

3-     Malın eğer borsada kayıtlı bir ticaret hayatında belli bir piyasa fiyatı söz konusuysa, soyut bir miktarsa, o miktarla kendisinin ödeyeceği bedel arasındaki farkla soyut yöntem tespit edilebilmektedir.

Teslimde kısmi temerrüt de söz konusu olabilmektedir;

• Tedarik sözleşmeleri,

• Ani edimli sözleşmeler.

Ani edimli sözleşmelerde daha önce ifa edilmiş kısım için de borçlu temerrütten kaynaklanan haklarına başvurabilmektedir.

Satıcının mülkiyetin ve zilyetliğin devri dışında zaptan ve ayıptan sorumlulukları bulunmaktadır.

3-Zapttan Sorumluluk

Zapt, bir satış sözleşmesinde bir malın, zilyetliğinin devrinde bir üçüncü kişinin malı tam olarak ya da kısmen zapt etmiş olmasıdır.

TBK m.214 uyarınca, “Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur.

Alıcı, elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz.

Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür” hükmü zapttan sorumluluğun konusunu düzenlemektedir.

Bu sorumluluk, satıcının mülkiyeti geçirme borcunu, alıcının satılana tam ve sınırsız şekilde malik olmasına elverişli tarzda yerine getirmesi gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi durumlarda da, bir borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi ile ilgili TBK m.112 vd. hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

Zapttan sorumluluk, mutlak bir sorumluluk halidir. TBK m.112 nin öngördüğü genel akdi sorumluluğun şartları gerçekleşmemiş olsa bile zapttan sorumluluk oluşmaktadır.

Genel hükümlere göre borçlunun ağır kusurundan kaynaklanan sorumluluk sözleşme ile kaldırılamaz. Burada hileden bahsedilmektedir. Hile en nihayetinde bir ağır kusurdur ve sözleşme ile hileden sorumluluğun kaldırılması mümkün değildir. Normalde bir kişinin bir mal üzerinde tasarruf edebilmesi için tasarruf yetkisi olmalıdır: Kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez.

Zapta karşı tekeffül hükümleri kanundan doğan bir hak olmakla beraber, emredici nitelikte değildir. Bunun nedeni, tarafların zapta karşı sorumluluk hükümlerini kaldıran ya da sınırlandıran anlaşma yapabilmeleridir.

TBK m.214 bakımından şartların oluşabilmesi için;

–         Mal alıcıya teslim edilmiş,

–         Üçüncü kişinin zaptı sağlayacak bir hakkının olması,

–         Üçüncü kişinin zapta girişmiş olması,

–         Alıcının bu durumu TBK m.215 gereği, satıcıya bildirmiş olması gerekmektedir.

TBK m.215 uyarınca, “Satılanın elinden alınması tehlikesi ile karşılaşan alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya alıcının yaninda davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.

Bildirme, davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de sonuç doğurur.

Dava, kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı, zamanında bildirilmiş olsaydı daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı ölçüde sorumluluktan kurtulur” hükmü, yargılama usulünde davanın bildirimini düzenlemektedir.

Davayı alıcıya bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.

Bildirme, davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de sonuç doğurmaktadır.

Zapta Karşı Sorumluluk Hükümlerini Engelleyen Durum

Bir sözleşme hükmü ile taraflar, zapta karşı sorumluluk hükmünü kaldırmış olabilirler. Keza alıcı zapt durumunu biliyorsa, sözleşmenin kurulduğu sırada, bu durumda zaptan sorumluluk olmayacaktır. 

Zaptın Çeşitleri 

Tamamen Zapt (TBK m.217) Üçüncü kişinin mala tamamen el koyma hali söz konusudur. Satış sözleşmesi bu durumda tamamen sona ermiş sayılacaktır. Bu durumda sözleşmeden dönme hükümleri devreye girecektir.

Alıcının bu durumda satıcıya karşı 4 hakkı bulunmaktadır. (TBK m.217)

1-Bedel + faiz

2-Üçüncü kişiden istemeyecek şeyler

3-Yargılama ve yargılama dışı giderler

4-Diğer zararlar

Kısmen Zapt (TBK m. 218) Satılanın bir kısmı elinden alınmışsa, alıcı sadece uğramış olduğu zararı isteyebilmektedir. Burada zarar talebi söz konusu olacaktır çünkü mal elinden tamamen çıkmış değildir. Ancak alıcının, satılan malın bu durumunu bilseydi; onu almayacağı durum ve koşullardan çıkarılıyorsa, alıcı, hakimden sözleşmenin sona ermesini talep edebilmektedir.

Ayıba Karşı Tekeffül (TBK m.219-231) 

TBK m.219 uyarınca, “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.

Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” hükmü ayıptan sorumluluğun konusunu düzenlemektedir.

Ayıp, malda bozukluk, eksiklik halidir. Satım konusu olan mal, kendisinden beklenen faydayı elde edilememesi durumunda malın ayıplı olduğundan bahsedilmektedir. Satıcının hangi ayıplardan sorumlu olduğu TBK 219.madde de belirtilmiştir. Malın satıcı tarafından aslında ayıplı olarak teslim edilmemesi, niteliği gereği aslında yine borcun gereği gibi ifa edilmemesidir. Borcun gereği gibi ifa edilmemesine ilişkin TBK m.112’deki kural, bu bakımdan her zaman borçlunun bu konuda karşı tarafın zararını gidermekle yükümlü olduğu kuralının değişik bir görünümüdür.

Ayıba ilişkin hükümler, satım konusu olan maldaki ayıpların çokluğu, fazlalığı ve özelliği özel hükümde yer alan düzenlemeleri getirmiştir. Gerek Borçlar Kanununda gerekse, Tüketiçinin Korunması Hakkında Kanunda ve Ticaret Kanununda ticari satışlara ilişkin hükümler bulunmaktadır.

TBK m.219’a bakıldığında kanun maddesi satıcının sorumluluğuna ilişkin 2’li bir ayrım yapılmaktadır:

1-     Yasal Sorumluluk Hali: Satıcının ayrıca kanundan doğan bir sorumluluğu bulunmaktadır. Örneğin, satın aldığımız telefondaki arıza, alınan penyenin iki yıkamada dağılması vb. ayıp kapsamında değerlendirilebilecektir.

2-     Satıcının Bildirim Hali: Satıcı, satılan malın vasıflarını bildirdiği halde, bu vasıfları taşımaması

Ayıba ilişkin kurallar emredici nitelikte değildir. Bunun nedeni ayıptan doğan sorumluluğun kaldırılabilmesine ilişkin anlaşmaların yapılabilmesidir. Malın ayıpsız olarak devredilmesi satıcının borçlarından bir tanesidir. Yan borç olarak kabul edilmektedir. Hata, hile, ikrah ve gabin ilkeleri ile birlikte değerlendirilmesi mümkündür.

1- Yasal Sorumluluk Hali

a)     Mal alıcıya teslim edildiğinde, satılan şeyin teslimi anında ayıplı olmalı.

b)     Ayıbın önemli olması yani mala ilişkin beklenen faydanın sağlanması durumu.

c)      Ayıbın gizli oması (TBK m.222) TKHK m.10’da özel düzenlemeler getirmektedir.

d)     Ayıptan sorumluluğun sözleşmeyle kaldırılmamış olması gerekmektedir. Bu anlasmanın geçerli olabilmesi içinde 2 koşulu bulunmaktadır (yapılacak bir anlaşma ile sınırlandırılabilmektedir).

1-     Satıcının ayıbı, hile ile gizlememiş olması gerekmektedir.

2-     Ayıplı malda ağır ihlalde bulunmaması gerekmektedir (TBK m.221). Aksi takdirde kesinlik oluşturacaktır. Satıcının ilgili madde uyarınca malı devretmede ağır kusuru olmaması gerekmektedir.

e)      Gözden geçirme ve satıcıya bildirme yükümlülüğü (TBK m.223). Satıcıyı sorumlu tutmak amacıyla, 2 önemli şart yer almaktadır:

1-     Malı satın aldığı anda gözden geçirme ve ayıp tespit edilirse, satıcıya bildirme külfeti bulunmaktadır.

2-     Gözden geçirme külfeti bulunmaktadır.

Hayvan satışına ilişkin düzenleme TBK m.224’de yer almaktadır. Alıcı açısından 9 günlük kesin bir süre belirtilmiştir.

TTK m.23’de tacirler arasında kesin süre bulunmaktadır. Alıcının, satın alınanı 8 gün içinde gözden geçirmelidir.

Bildirim ve külfet hususunda ayrıca, satılan malın başka bir yere gönderilmesi hususu TBK m.226’da düzenlenmektedir. TKHK m.48’de mesafeli satışlar başlığı altında, daha detaylı bir düzenlemeye yer vermiştir.

2-Satıcının Bildirim Hali

a)     Bildirimin niteliği, sözleşmenin kurulması ve satıcının vaatleri açısından mağdur etmemesi bakımından sorumluluk taşımaktadır.

b)     Ticari reklam, TKHK m.61 ticari reklamlara ilişkin bir düzenleme getirmiştir. Reklam verilirken satıcının bunları ispat etmesi, sıkı koruma tedbirlerinin olması gerektiği düzenlenmektedir.

c)      Gözden geçirme bildirim külfeti, malın ayıplı olduğunu düşündüğü noktada, alıcının bu külfetleri aynen uygulanacaktır.

Yasal sorumluluk hali veya satıcının bildirim halinde bir ayıp tespit edildiğinde, malın ayıbı hukuki, ekonomik veya maddi ayıp şeklinde karşımıza çıkabilecektir. Bu durumda öncelikle satıcının ayıptan doğan sorumluluğuna başvurulabilir.  Mal ayıplıysa satıcıya karşı, alıcının sahip olduğu seçimlik hakları doğmaktadır. Bu seçimlik hakların kullanılabilmesi birer yenilik doğuran haktır. Yenilik doğuran hak niteliğindeki seçim hakkı, satıcının muvafakatine ve mahkeme kararına gerek olmadan, alıcının tek taraflı irade açıklamasıyla kullanabilmektedir.

TBK m.227 uyarınca, “Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.

2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.

3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.

4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.

Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir” hükmü alıcının seçimlik haklarını düzenlemektedir.

Alıcı, seçim hakkını, kural olarak bir şarta bağlı tutmadan kullanma durumunda olacaktır. Alıcı, seçim hakkını bir kere geçerli bir şekilde kullanmışsa, seçim hakkı da sona erecektir.

Seçim hakkı kullanılıp sonuç meydana geldikten sonra, alıcı bundan geri dönemeyecektir. Ancak taraflar sözleşme serbestisi sınırları içinde, seçim hakkının kullanılmasının sonuçlarını ortadan kaldıran veya değiştiren bir başka sözleşme yapabilmektedir.

İlgili madde hükmüne göre, alıcının satıcıya karşı seçimlik hakları;

1-     Sözleşmeden dönme,

2-     Ayıp oranında indirim,

3-     Onarım,

4-     Ayıpsız olanı ile değiştirme,

5-     Genel hükümlere göre tazminat hakkı bulunmaktadır.

TBK m.228 uyarınca, “Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle yükümlüdür.

Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir” hükmü satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğramasından bahsetmektedir.

TBK m.229 uyarınca, “Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki iştemlerde bulunabilir:

1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri verilmesi.

2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.

3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.

Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür” hükmü dönmenin sonuçlarını düzenlemektedir.

İlgili madde bakımından sözleşmeden dönmenin sonuçları;

1-     Faizi ile birlikte geri verilmesi,

2-     Yargılama giderleri,

3-     Ayıplı maldan doğrudan doğruya doğan zararın giderilmesini isteme hakkıdır.

Alıcının Borçları

1-     Satım konusu / satılanın bedelini ödeme zorunluluğu,

2-     Satılanı teslim alma / devralma borcu altındadır,

3-     Yan borçlar.

1- Satım konusu / satılanın bedelini ödeme zorunluluğu

TBK m.232 uyarınca, “Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür.

Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir” hükmü satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınmasını düzenlemektedir.

TBK m.233 uyarınca, “Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.

Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre hesaplanıyorsa, darası indirilir.

Bazı ticari malların satışında, daralı ağırlıktan miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya bedelin, daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüller saklıdır” hükmü satış bedelinin belirlenmesini düzenlemektedir.

Alıcının ilk asli borcu, satış sözleşmesi ile kararlaştırılan bedelin ödenmesidir. Satış sözleşmesinin bedeli olan şeyin para olarak karşılığı olması gerekmektedir. Bu noktada 2 durum karşımıza çıkmaktadır:

1-     Paranın belirlenmiş olması, paranın belirli bir miktara tekabül etmesi gerekmektedir.

2-     Paranın belirlenebilir olması gerekmektedir.

TBK m.233 f.2, karşımıza dara diye bir kavram çıkarmaktadır. Dara, kabın ağırlığı/ambalajıdır. Satılacak olan şey belirli bir ambalajla alıcıya geçirildiği için bu ambalajın fiyatı da malın fiyatını doğal olarak etkileyebilmektedir. Kural olarak kanun, satılan şeyin ağırlığının çıkartılarak hesaplanması geretiğini belirtmiştir. Ağırlık çıkarıldıktan sonra bedel belirlenmelidir. Sözleşme ile bunun aksine karar verilebilmektedir.

Satış bedelinin muaceliyeti ile ilgili olarak TBK m.234, “Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur” hükmüne yer vermiştir.  Yani ödeme zamanı ödeme vadesine ilişkin olarak, tarafların arasında aksine bir sözleşme yapmamışsa, satılan alıcının zilyetliğine girdiği anda satış bedelinde muaccel olacağının yani ödenmesinin gerektiğini kural olarak kabul etmek gerekmektedir.

2- Satılanı teslim alma borcu

Alıcının, satılan malı devralması yükümlülüğü bulunmaktadır. TBK m.232 f.2’de ise “Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir” hükmü yer almaktadır. Malın devralınmasında taraflar sözleşmede bunun aksini kararlaştırabilirler.

Satılanı teslim alma borcu, satılanın zilyetliğinin teslim edilmesiyle gerçekleşmektedir. İşte böyle bir durumda teslim alma borcunda satıcı, malın teslimine kadar yarar ve hasar alıcıya ait olması hasebiyle artık yüklü olan malı saklayıp muhafaza etmekten kurtulabilecektir. Alıcıya teslimle birlikte, alıcı da malı artık gözden geçirme külfetine katlanmak zorundadır. Çünkü bu alıcıya karşı ayıba ve zapta karşı sorumluluklar açısından, malı incelemek muayene etmek ve bir sorun görüldüğü takdirde, satıcıya bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Malın alıcı tarafından devralınması durumunda eğer kötü ifa gerçekleşmişse, malı teslim aldı diye kötü ifanın sorumluluklarından alıcının kurtulması söz konusu olmayacaktır.

3- Yan Borçlar

–         Faiz isteme borcu,

–         Mesafeli satışlarda, saklama borcu ve malın sattırılması borcu,

–         Devre ilişkin borçlar, teslimattan satılanı devralmaya ve satılanı ifa yerinden başka bir yere taşınması gerekiyorsa bu giderler alıcıya aittir.

–         Teslimattaki tüketim vergisi gibi ek yükümlülükler,

–         Satın alınan mal dara ile alıcıya teslim edilmişse daranın/ambalajın geri verilmesi söz konusu olmaktadır. Ancak bu ürünle bütünleyici bir parçaysa bu daranın verilmesi gerekmemektedir (Konserve kutusu gibi).

Alıcının Temerrüdü

1-     Malı devralma borcunda temerrüde düşebilmektedir. (Alacaklı temerrüdü TBK m.106-108)

2-     Satış bedelini ödeme borcunda temerrüt söz konusu olabilmektedir.

Alıcının malı devralmaktan kaçınması sebebiyle, alacaklı temerrüdü söz konusu olacaktır. Alacaklı temerrüdünde 106 ve 108 maddeler karşımıza çıkmaktadır. Malın tevdi edilmesi ya da malın satılması durumları ortaya çıkmaktadır.

TBK m.106 uyarınca, “Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.

Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur” hükmü alacaklının temerrüdünü düzenlemektedir.

TBK m.107 uyarınca, “Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.

Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir” hükmü bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde tevdi hakkını düzenlemektedir.

TBK m.108 uyarınca, “Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek şey bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli bir gideri gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir.

Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın açık artırma yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda bulunma koşulunu aramaksızın satışa izin verebilir” hükmü satma hakkını düzenlemektedir.

Ticari satış söz konusu olduğu takdirde TTK m.23 f. b uyarınca, “Alıcı mütemerrüt olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir” hükmü yer almaktadır.

Alıcının devralma borcunda temerrüde düşmesi, devralmanın kendisi için bir hak olması yani bir telep niteliği bulunması ve alacaklı temerrüdüne sebebiyet vermesinin yanı sıra, aynı zamanda bunu devralmaması bir borcu da teşkil edeceğinden borçlu temerrüdü hükümlerinin de uygulanabilirliği söz konusu olabilmektedir. Kanaatimizce, borçlu temerrüdü hükümlerinin uygulanabileceğinden, borcun ifasının ve gecikme tazminatının istenebileceği bununla birlikte TBK m.125’deki dönme hükümlerinin burada uygulanamayacağını kabul etmek isabetli olacaktır.

TBK m.235 uyarınca, “Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.

Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır.

Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır” hükmü alıcının temerrüdünde, satıcının dönme hakkını düzenlemektedir.

TBK m.235 uyarınca karşımıza ilk olarak peşin satış çıkmaktadır. Eğer malın bedeli ilgili maddede belirtildiği gibi satış bedeli ödendikten sonra ya da ödenme anında devredilmesi söz konusu ise, dönme hakkını temerrüt hükümleri çerçevesinde düzenlenmektedir. Ancak veresiye satışlar söz konusu olduğunda dönme hükümleri kabul edilmemekte, genel hükümde yer alan borcun ifası ve gecikme tazminatı kabul görmektedir. Bu hakkı kullanmak isteyen satıcı, vakit kaybetmeksizin alıcıya bu durumu  bildirmek zorundadır.

TBK m.236 uyarınca, “Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.

Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir” hükmü zararın hesaplanması ve giderimi düzenlemektedir.

Tazminatın belirlenmesi TBK m.236 uyarınca gerçekleşmekte olup, bu zararın nasıl tazmin edileceği somut yöntem (TBK m.236 f2) ve soyut yöntem (TBK m.236 f3) olarak belirtilmiştir.

Ticari işlerde TTK m.1530 önemlidir. Toplamda 8 fıkradır bu madde. TTK m.1530 f.1, BK m.27’ye atıf yapar. Bu BK m.27 kesin hükümsüzlük kuralıydı. Eğer taraflar bu hüküm olmasaydı o sözleşmeyi hiç yapmayacaklardı ise, sözleşmenin tamamı hükümsüz olacaktı. Ancak bu konuda TTK 1530 istisna getiriyor ve TBK m.27’nin uygulanmayacağını belirtiyor. TTK m.1530 f.2 ihtarsız temerrüt koşullarından bahsetmektedir.

TTK m.1530 f.1 uyarınca, “Aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ve şartlar batıldır. Ancak, sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır. Bu sınırlarda, Türk Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uygulanmaz” hükmü yer almaktadır.

İlgili madde TBK m.27’de yer alan kesin hükümsüzlüğe atıfta bulunmaktadır. Eğer taraflar TBK m.27 uyarınca yani bu hüküm olmasaydı o sözleşmeyi hiç yapmayacaklardı ise, sözleşmenin tamamı hükümsüz olacaktı. Ancak bu konuda TTK 1530 istisna getirmekte ve TBK m.27’nin uygulanmayacağını belirtmektedir.

TTK m.1530 f.2 uyarınca, “Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer” hükmü ihtarsız temerrüt koşullarından bahsetmektedir.

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı ÖzEr Avukatlık Bürosu’na aittir. Tüm içerik ve makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı ve zaman damgalıdır. Sitemizdeki içeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.